Mehmet Altan ile Türkiye’nin Gidişatı (18): Savaş uzarsa neler olur? | İBB davası ve hukuk

16.03.2026 medyascope.tv

16 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘‘Türkiye'nin Gidişatı’’nın Mart programında Profesör Mehmet Altan'la birlikteyiz. İki temel konu var, tabii ilki savaş, İran savaşı; ikincisi de İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası. Abi, hoş geldin.
Mehmet Altan: Hoş bulduk. Bir ayımız geçmiş. Davayı senden dinleyeceğiz.

Ruşen Çakır: Evet, şimdi davayla başlayalım. Çünkü bugün çok garip bir şey oldu. Geçen hafta başladı. Cuma yapmadılar, 4 gün yaptılar. Ben ilk günü gittim sanık olarak, tutuksuz sanık olarak. İlk gün çok gergin oldu. Hiçbir şey olmadı ve ilginç bir şekilde şu oldu: Avukatların usul üzerinde söylediği her şeyi; "şunu yapmalıydınız, yoklama almalıydınız, iddianamenin özetini okumalıydınız" vesaire denen şeylerin hepsini ikinci gün yapmış. Bir diğer husus da ilk gün ben oradayken Ekrem İmamoğlu söz istedi, söz vermedi. İkinci gün de yoklama ve iddianamenin okunmasından sonra Ekrem İmamoğlu'na söz de vermiş. Sonra Aykut Erdoğdu ile sanıkların savunmaları başladı. Şu ana kadar 3-4 kişi ancak yapılabildi. Bu hafta pazartesi, salı, çarşamba yapılacaktı; sonra malum perşembe arife günü falan olmayacak. Ve bu sabah ne oluyor? Bir milletvekili, CHP milletvekili, aynı zamanda da CHP Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı avukat kısmında oturuyor. Kendisi avukat. Diyor ki mahkeme başkanı: ‘‘Vekaletiniz var mı?’’ ‘‘Yok ama ben avukatım.’’ ‘‘O zaman izleyiciler bölümünden izleyin’’ diyor. ‘‘Orada yer yok’’ diyor. Böyle bir tartışma çıkıyor. Ama ben tam metnini okudum, her ikisi de birbirlerine çok saygılı: ‘‘Sayın hâkim’’, ‘‘Sayın milletvekili’’ falan diye. Sonra mahkeme başkanı görevlilere ‘‘Beyefendiyi dışarı çıkartın’’ diyor. Ara veriyor. Sonra mübaşir geliyor, diyor ki: ‘‘Mahkeme yarına ertelendi.’’ Şimdi şu ya da bu, kim haklı kim haksızı bir kenara bırakıp böyle yerlerde, böyle önemli davalarda en azından uzlaşma gibi şeyler olabilmesi lazım. Mesela ilk gün şu olmuştu, çok ilginç: İzleyicilerden birisi yüksek seste bir şey söyledi benim olduğum gün; mahkeme başkanı da dışarı çıkartmalarını istedi ve ara verdi. Sonra Özgür Çelik, İstanbul İl Başkanı, bayağı bir diplomasi yaptı ve sonuçta anlaştılar. İzleyiciler çıkartılmadı ama ara bayağı bir uzun sürdü, sonuçta çözdüler. Şimdi bugün böyle bir şey olmamış. Yani bir araya girip "Ya onu öyle yapalım" denmemiş. Sonunda ne oluyor? Aileler geliyor, ki Silivri'ye gitmek zor, kimileri İstanbul dışından geliyor. İstanbul'dan gitmek bile başlı başına bir sorun; İstanbul'un neresinde oturduğunuza bağlı olarak. Tutuklu sanıklar getiriliyor, ki İstanbul Silivri dışından da getirilenler var. Avukatlar geliyor, şunlar geliyor, bunlar geliyor ve sonunda böyle bir tartışma üzerine her şey iptal oluyor. Şimdi bu dava bitmez.
Mehmet Altan: Şimdi Ruşen, sen de bu davada maalesef yargılananlardan birisin ama işte yurt dışı yasağın kalktı şu oldu bu oldu filan. Belli ki orada biraz zorlama hikâyeler var ama şimdi bu Cumhuriyet Halk Partisi'nin "Çok hukuksuzluk var, şöyle var böyle var" falan diye haklı olarak çığlık çığlığa bağırdıkları şey yeni değil. Ben aynı yerde ağırlaştırılmış müebbetten mahkûm oldum. Yani ne Anayasa Mahkemesi kararı dinlediler ne AİHM kararı dinlediler falan filan. Ve aynı şekilde aşağıda bekletildik. Yukarı çıktık, yanımıza Robokoplar geldi, sardılar mardılar bilmem ne filan. Şimdi Türkiye'de hukukun olmadığını zaten bütün dünya kriterleri söylüyor. Hukukun üstünlüğünde 118. demek, burada hukuk yok ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye ile ilgili mahkûmiyet kararlarına baktığım vakit adil bir yargılama da yok. Ama biz şahsen, ben diye anlatırsam, hukuk varmış gibi savunma yaptım. O yazı ve konuşma dışında hiçbir şey yoktu ama bizi darbeci olarak ilan etmeye kalkmışlardı. Şimdi bu sorduğun sorunun cevabı bütün o süreçleri birinci derecede, hatta o yargılanılan binada yaşamış, ağırlaştırılmış müebbet duymuş ve sonra bunun ne kadar yersiz yurtsuz, afaki, hukuktan uzak olduğunu, hukukun kaybolmakta olduğu bir dönemde bile AYM, AİHM ve Yargıtay kararlarıyla ispatlanmış birisiyim ben. Şimdi sen de bütün geçmiş döneminden başına gelenlerden bilirsin ama ben bunu yaşamış birisiyim. Ailece yaşamışız, yaşamaya devam ediyoruz. Hukukta hiçbir şey, yargıda, mahkemede afaki değildir. İddianame nasıl yazılacağından mahkemenin nasıl açılacağına, nasıl yoklama yapılacağına kadar bunların hiçbirisi oradaki mahkeme heyeti ve başkanının keyfine kalmış meseleler değildir. Vicdani kanaat denen şey de net biçimde tanımlanmıştır. Burada kural, ilke, uygulama dışında hiçbir şey yapılamaz. Zaten hukuk dediğimiz bir bilimdir ve kişiye, şahsa göre de değişmez. Onun için bu süreçte o mahkemenin mahkeme başkanı oranın sahiden yöneticisidir; ama hukuk dışı, geleneksel uygulama dışı hiçbir şey yapamaz. Bunu yaptığı vakit buna itiraz edilmesi hukuktan, yargının kendi ilke, düzen ve geleneklerinden yana çıkmak yani meşru kalmaktır. Ama sen vekalet sahibi olmadığın halde gidip "avukatların yanına oturacağım" dediğin vakit bu; orada yargılanmakta olanlar, hapishanede kalanlar, aileleri, gelenler, gidenler, aşağı nezarethanede bekleyenler, elleri kelepçelenenler, yanındaki jandarmalar... Bunların bir gününü daha kaybettirir. Bu fazla bir sorumsuzluk. Aynı zamanda da anlattığın, benim de bir ölçüde izlediğim süreçte aslında Özgür Özel'in dehşet verici bir lafı var; diyor ki: "Bu mahkeme heyetinin deneyim süresi toplam 11 yıl."

Ruşen Çakır: Evet, üçünün.
Mehmet Altan: Ha, bu zaten bu mahkemenin bu dava için çok yetersiz olduğunu gösteriyor. Yani burada hukuk yok ama hukuk varmış gibi davranmanın zaman, zemin, meşruiyet açısından çok önemi vardır. Bizimki saçma sapan bir iddianameydi, delil yok. Şimdi burada da herkes "delil yok" diyor ama biz bunları 9 sene evvel yaşadık. Şimdi Ahmet'le ilgili geçen gün AİHM kararına uymadı mahkeme. Bizim dosyanın kendi içinde Yargıtay'ın sırf bizim dosya için aldığı karar var; "AİHM ve AYM'ye uyulacak" diye. Ona da uymadı. Onlar da işte bizim çocuklardan küçüktür ama ne anayasa takıyor ne Yargıtay takıyor ne kural takıyor ve üçüncü kez bozuluyor. Ve her seferinde Yargıtay diyor ki: "Bu cezayı fazla verdin. Gene kasten fazla ceza verdin." Şimdi bu mahkeme heyeti değil, bu başka bir şey. Bunların hepsini yaşıyoruz, biliyoruz filan ama yapılacak tek şey; hukuk varmış gibi meşru yapı mevzuatta, yargılama hukukunda, ceza hukukunda, anayasada mevcut meseleleri savunmaktır ve CHP'nin özelinde herkes için savunmaktır. Aynı rezalet mesela geçen perşembe de yaşandı, kimse yoktu. Sırf onların yaşadığı bir şey değil. Çok eskiden beri yaşanan bir ‘‘15 Temmuz yargısı’’ denen şey zaten bu. Ve bizim yaşadığımız dönemde Adalet Bakanı ne dedi biliyor musun? "Bizim mahkeme üyeleri stajlarını yargılama sırasında yapıyor" dedi. Resmî demeç. Peki, yargılananlar ne oluyor? Kobay mı?

Ruşen Çakır: Şimdi bu konuda bir iktidar yanlısı medyada şu laf edilmiş. Şimdi sen dedin ya toplam 11 yıl, iki yargıç 2024'te kura çekmişmiş. Mahkeme başkanı da 7 yıl önce avukatlığı bırakıp yargıç olmuş. Şimdi bu çok net. Böyle önemli bir davada 2 yıllık iki tane yargıç, bir de 7 yıllık mahkeme başkanı... Şey diyor bir tanesi: "Bu özel olarak böyle yapılıyor çünkü dosya çok yoğun, bu dosyaya yoğunlaşmaları için genç yargıç istiyorlar." Yani tam bir şeylik. Ben mesela zamanında 12 Eylül'de yargılandığım davada, hep onu söylüyorum, kendisini hep saygıyla anıyorum; Seyfettin Aydın diye bir sivil yargıcımız vardı. Mahkeme başkanı asker oluyordu ama yargıdaki diğer yargıçların başındaki Seyfettin Bey. Zaten adamı gördüğün zaman karşında hukuk görüyorsun ve deneyim görüyorsun.
Mehmet Altan: Ama işte hâkim o demek zaten.

Ruşen Çakır: İşte dur. Ve adam terör davasından yüzlerce kişiyi yargılıyor ve onu söyledim, tekrar söylüyorum; bize düşman muamelesi yapmadı. Bak, o tarihte 12 Eylül'de yargılanıyorsun, asker, her yerde asker var. Mahkeme başkanı asker, savcı asker. Binbaşı mı neydi, bir tane Recep Sözen diye bir savcımız vardı, askerî savcı. Mahkeme başkanı orada bize yani şey muamelesi yapıyordu tamamen; "Bakalım suçlular mı değiller mi?" vesaire. Yani kibardı bilmem ne, hiç şey görmedik mesela.
Mehmet Altan: Ya olmaz, ben bu kadar... Bak, şimdi bir tane dostum diyor ki, çok güzel bir Türkiye tanımı bu: "Türkiye düşüneni, vergi vereni ve üreteni affetmez" diyor. Çok güzel. Şimdi düşünen, yazı yazan bir gelenekten geliyorsan muhakkak bu mahkemelerle başın derde giriyor ve bu bizim ailenin toplam herhalde Türkiye'ye verdiği bir 100 kitap vardır. Fakat yargılamada rekor sanıyorum ki bizlerde; yani herhalde Ahmet, babam toplam 1000 kere filan yargılanmışlardır bunlar yazıdan çiziden. Şimdi senin söylediğinden bir örnek vereceğim, bugünden bir örnek vereceğim. Fahrettin Kibritçioğlu diye yanlış anımsamıyorsam mesela babamı yargılayan, Sıkıyönetim Komutanlığı'nda yargılayan mahkeme babama beraat verdi. Şimdi perşembe günü Ahmet'le ilgili Yargıtay "Bu cezayı böyle veremezsin" demesine, üçüncü kez demesine rağmen bizim çocuklardan daha genç bir heyet Ahmet'e ceza indirimi yapmadı ve bunu mahkeme tutanağına "iflah olmayacağı" gibi bir şey yazdı. Fakat Ahmet'i hiçbir zaman yargılamadılar. Yani bu heyet sonradan geldi. Bu dava 10 yıldır sürüyor. Yani duruşma bitti, Yargıtay ile mahkeme arasında gidip geliyor. Ahmet Altan'ı hiç yargılamamış, yüzünü görmemiş, bilmeyen etmeyen, çocuğundan küçük bir heyet çok düşmanca bir şekilde ceza indirimi yapmıyor. Ve gene bizi "sübliminal mesaj" gibi dünya yargı tarihinde yeri olmayan, bilinçaltını okuyarak "darbe mesajı gönderdi" diyen savcı – ki yükseldi, yükseldi hâlâ yükseliyor – benim oğlumdan gençti. Böyle bir şey olamaz. Yani hiçbir zaman bu kadar... Çünkü çok önemli bir şey; burada bütün anayasaya, ceza maddelerine, şuna buna, geleneklere bakacaksın ve ahlaklı bir şekilde bir adli, hukuki, vicdani kanaat söyleyeceksin. Bu düşmanlık meselesi değil ki. Bu patlatır toplumu. Zaten ne oluyor? Adalete olan güven sıfırlanıyor. Sonra bu İmamoğlu'nun davasında adamı nasıl aldılar? Metrolar durdu, inanılmaz binlerce polis gitti filan. Normal yürüyen bir yargıda patırtı çatırtı çıkar mı? Sen bana mesela 5 dakikada mükemmel bir şekilde özetledin iki haftalık süreci, ki başlangıcı bugün ikinci haftanın, duruşmalar ertelendi. Normal sakin bir hukuk devletinde duruşma tıkır tıkır kimsenin haberi olmadan yürür gider. Sonuçlarıyla ilgili de dersin ki "Bugün bunlar oldu." Böyle olmuyor ki; kavgalar, itişler, kalkışlar. Sonra birinci gün o gerginlikten mahkeme heyetinin öyle bir yargılama sürecinin usul biçimini, ya usulünü bilmediği anlaşıldı ya.

Ruşen Çakır: Zaten sürekli olarak avukatlar şey dediler: "Usul esası belirler." O hukukun önemli bir şeyiymiş. "Şunu yapmadınız, bunu yapmadınız" ve reddi hâkim yaptılar. Tabii reddi hâkimi kabul etmediler. Neyse.
Mehmet Altan: Ama bir şey daha söyleyeyim, sonra konuşalım. Beni sabaha karşı, tek hâkimli mahkemeler vardı ya, 5.00’te mi ne bir adam tevkif etti. Şimdi o adamı da izliyorum. İşte Trakya taraflarında bir şey. Sen bir adli, bir hukuki, bir Adalet Bakanlığı düşün ki savcısının yazdığı iddianame, beni tutuklayan kişi; Avrupa'nın, Türkiye'nin en yüksek mahkemeleri tarafından anayasa ihlali sayılıyor, Yargıtay tarafından ve bunlar yükselmeye devam ediyor. İşte bundan ne beklersin? Senin izlenimlerinin katılaştığını, yani kireçleştiğini, katılaştığını; oraya hukukçuların değil ideolojik olarak düşmanlığa daha meyilli bir zihniyetin hâkim olduğunu görüyorsun. Ama bu Türkiye için hayırlı bir şey değil.

Ruşen Çakır: Şimdi savaş diyeceğim, sana bırakacağım sözü. Ben çok konuştum.
Mehmet Altan: Ama bir tane bir şey soracağım sana.

Ruşen Çakır: Sor.
Mehmet Altan: Bu savaşla ilgili Türkiye kısmında bence... Bugün nasıl anlatıyor; mahkeme ertelendi vesaire güncel olarak. Şimdi ne diyor Trump? "NATO bana yardıma gelsin. Gelmezse ne yaparım?" diyor. "NATO'yu da mahvederim." Türkiye’nin bugün, şöyle çok hızlı bir koşuşturma günüm; Türkiye’nin Somali'deki bir deniz gücünü buraya doğru yönlendirdiği iddiası var. Bu doğru mu yanlış mı?

Ruşen Çakır: Bilmiyorum, olabilir.
Mehmet Altan: Twitter'da gördüm ben de. Peki başka bir şey sorayım. NATO'yu yardıma çağırıyor, Hürmüz'den geçecekler. En korkunç işlerden biri eğer kalkışırlarsa. Türkiye'yi NATO... Bir garip füzeler geliyor, Ankara diyor ki "Biz onu biliyoruz, İran'dan atılıyor." Patriotlar koruyor. Türkiye yardıma gidecek mi gitmeyecek mi? Bir kere Türkiye analizi yapacaksak bu bilgileri sen bana vereceksin koca bir haber kuruluşunun başında, yöneticisi, her şeyi olan birisi olarak.

Ruşen Çakır: Şimdi Türkiye gitmek istemeyecek.
Mehmet Altan: Nereye?

Ruşen Çakır: Hürmüz'e.
Mehmet Altan: Ama haberi o zaman bilmiyoruz. Check etmeye muhtaç bir haber yani. Onu çünkü İYİ Parti'nin başkan yardımcısı, eski diplomat olan...

Ruşen Çakır: Anladım kim olduğunu.
Mehmet Altan: Ahmet Bey atmış. Yani o kadar afaki bir şey atmamış olabilir.

Ruşen Çakır: Şöyle söyleyeyim; Türkiye bulaşmamak için, olaya dahil olmamak için elinden geleni yapacak. Ama senin de söylediğin gibi üç tane füzenin Ankara İran'dan atıldığını kabul ediyor.
Mehmet Altan: Evet. Bunu ifade ettiler ilk defa.

Ruşen Çakır: Evet, açık açık. Hakan Fidan en son çok daha net açıkladı.
Mehmet Altan: "Elimizde teknik belgeler bilmem neler var." dedi.

Ruşen Çakır: Ve bunların üçü de NATO tarafından imha ediliyor.
Mehmet Altan: O da zaten bizim kendi savunma gücümüz üstünde tartışmalara neden oluyor. Bunun birçok türevi var.

Ruşen Çakır: Evet. Şimdi böyle bir yerde Trump'ın NATO'ya baskısında tabii ki öncelikle Fransa'ya, Almanya'ya, Kanada'ya vesaireye bakacağız. Yani onlar ne yapıyor ona bakacağız. Şimdi Türkiye onların şeyi...
Mehmet Altan: Ama biz de komşuyuz.

Ruşen Çakır: Komşuyuz da yani şimdi Fransa'nın gitmediği, Almanya'nın gitmediği bir yere Türkiye gitmez. Türkiye girmemek için, benim düşüncem, bu olaya dahil olmamak için diğerlerinin de dahil olmamasını temenni edecek.
Mehmet Altan: Ama o zaman da Trump'ın öfkesi kabaracak.

Ruşen Çakır: Evet.
Mehmet Altan: Orada da işte bir taraftan da biliyorsun gene bu işin türevi olarak en çok konuşulan konulardan biri Halk Bankası davası filan filan.

Ruşen Çakır: Onu hallettiler.
Mehmet Altan: Hayır ama yani böyle birisi var. Türkiye de dünya da öyle bir yere geldi ki hak hukuk adalet yok. Bir adam var, kızarsa felaket, iyi geçinirsen bilmem ne. Bu rezalet bir uluslararası ilişkiler. Diplomatik okumaya gerek yok; Trump'ın iyi günüyse şöyle, kötü günüyse böyle, gün içinde böyle. Bütün uluslararası siyaset bilimi, ulus, evrensel hukuk...

Ruşen Çakır: Ama zaten savaş başladığından beri yaptığı açıklamalara baktığın zaman hepsi birbirinden farklı.
Mehmet Altan: Belli ki derli toplu düşünülmemiş bir hikâye bu. Aynı zamanda tabii bunların, bütün bu siyasetçilerin aklı fikri iktidarı kaybetmemek. Yani bütün bu meseleler aynı zamanda Kasım seçimlerindeki sonuçları hesaba katarak oluşturulan stratejiler; yani bir yeryüzü, uluslararası strateji, Çin filan var ama bu kadar gelgitli mesele; ama temelinde ilk şey iktidarda kalabilmek için Kasım seçimlerini kazanmak. Şimdi bu kadar zikzak ama aynı zamanda Kasım seçimleriyle bağlantılı. Mesela danışmanları diyor ki: "İçeride tepki büyüyor, enflasyon artıyor, benzin fiyatları artabilir, Kasım seçimleri zora girebilir, biz oradan bir an evvel çıkalım." İşte aynı zamanda diyorlar ki: "Bu işten en kazançlı çıkan Rusya petrol." Onu Amerikalılar çok evvelden Venezuela, Rusya yani kendilerine muhalif gördükleri petrol sahibi ülkelerin ne zaman kazançlı, ne zaman tapi, ne zaman kayıplı hale geldiklerini; bunu yazdığımı hatırlıyorum ben. Yıllar yıllar önce bir araştırma yapmışlardı. 70 doların üstünde petrol üreten ülkeler para kazanıyor, 70'te tapiler, 70'in altında ziyan ediyorlar. Onun için Rusya'yla, Putin'le itişip kakışırken kendi stoklarından benzin petrol çıkarttı ve 70'in altında tutarak bir ara ordunun parasını ödeyemez hale getirdi Rusya'yı. Şimdi bu hesaplamaları bir dönem yaparken şimdi dağılmış vaziyette ve Çin orada gittikçe etrafı korkutuyor. Çünkü Çin'e "Bak ben buradayım" demek için tuttuğu gücü Körfez'e yönlendiriyor. Yani bütün bunlara baktığım vakit burada bir tahmin etmediği pratik zorluklar var. Ama bir taraftan da bu kadar ağır savaşın doğal sonuçları çıkacaktır. Yani şimdi hesap yanlış falan ama bir taraftan da insanlar ölüyor. Sırf Lübnan'da bugün bu sabah İsrail...

Ruşen Çakır: Evet, İsrail kara harekatı başlattı.
Mehmet Altan: Yani bu kadar ağır bir çatışmanın hem toplumsal... İnsanlar ölüyor, göç ediyorlar, siyaseten altüst oluyor, yöneticilerini yok ediyor filan; bunun sonuçları olacaktır. Yani Orta Doğu savaş dediğin şey... Benim aslında hiç konuşulmayan, dikkatimi çeken bir şey var. Şimdi mesela sabah şunu yazdım yani not alırken. Ya şimdi mesela avcı toplayıcı topluluklar var değil mi? İnsanlık tarihindeki sosyal örgütlenmeler neyle başlıyor? Bu avcı toplayıcı kabileler filan. Bunlar ne yapıyorlar? Yabani bitki topluyorlar, yabani hayvan avlıyorlar. Bu 1.8 milyon yıl önce. Peki nasıl oluyor da, Homo erectus yani işte ayağının üstünde duran primat dediğimiz ilkel insan, şimdi ondan bugüne geliyor. Demek ki toplumların, siyasetin, şunun bunun, çıkarların ötesinde bir başka tarihin, insanlığın bir gelişimi var; doğanın kendi içindeki zıtlıkların ortaya çıkardığı. Yani bu süreçlere de böyle bakmak lazım. Enerji kaynaklarında büyük bir değişiklik var. İnsanlar ölüyor, mahvoluyor; savaşlar ne olacağını bilemiyoruz. Nihayetinde bu petrol egemenliği ve bütün tartışma petrol ve Hürmüz. Neden? Çünkü petrolün büyük bir kısmı oradan geçiyor. Şimdi peki petrol düne göre bu kadar etkin miydi? Mesela 73 krizini hatırlarız değil mi? Korkunçtu, dört misli arttı bilmem ne filan. O zamandan bugüne petrol kullanımı çok azaldı; etkisi gitmedi ama oransal olarak enerji kaynakları içinde petrol 73 yılındaki kadar etkin değil. Peki yerini ne aldı? Yerini yeşil enerji dediğimiz rüzgâr ve güneş aldı. Bu Avrupa Birliği'nin 2010'larda netleşmeye başlayan, ortaya çıkan bir yenilenebilir enerji politikası var. Bu dünyada da etkin ama 2024 yılında hatta bir şekilde burada programların birinde söylemiş de olabilirim; Avrupa Birliği'nin toplam ülkelerinin ürettiği enerjinin büyük kısmı rüzgârdan ve güneş panolarından oldu. Avrupa'ya gidince muazzam rüzgâr türbinleri görüyorsun ve her evin üstünde güneş panelleri görüyorsun. Her bir evi kendi elektrik üreten, enerji üreten santrale dönüştürüyor Avrupa Birliği. Fakat bir sıkıntısı var: Bu yenilenebilir enerjilerin iletişim hatlarında değişiklik gerekiyor. Buna 1 trilyon ayırmıştı 20'li yıllarda fakat geçenlerde baktım henüz o yenilenme oluşamadı. Ya insanlığın geldiği süreçte büyük acılar çekiyoruz biz. Bu enerji kaynaklarından kazanılan para... Amerika'da petrolcüye bundan ne kadar kazanıyor diye baktım; fiyatlar artıyor ama hisse senetlerinde oynama yok. Yani petrol şirketlerinin hisse senetlerinde yükselme yok ama petrol fiyatlarındaki artıştan dolayı bir kâr var. Fakat çok inişli çıkışlı. Yani Trump'ın bir söylediği öğleden sonra değiştiği için bu iniş çıkışta istikrarlı bir süreç oluşmuyor. Nihayetinde bu sektörler üzerinden de bir kavga; yani petrolcülerin kazandığı, silahçıların kazandığı ama insanlığın gelişiminin önünü açacak sektörlerin zor durumda kaldığı bir dönem bu. Biraz da bunu tümden okuduğum vakit bu neye yarar? O toplumların bireylerinin geleceğinin korunmasına yönelik tedbirlerin ve önlemlerin alınmasını sağlar. Aynı zamanda tabii bunun bir başka boyutu var: Gazze'de insanlık vicdanının yanında durmadığı ama Habermas'ın akademik olarak söylediği; bugün aslında Kürt siyasetçilerin de çok üstünde durması, dünyada iç cephenin tahkiminin ancak hukuk ve demokrasiden geçtiğini ısrarla savunanların da hatırlatmaları gereken akademik çok önemli tespitler ve uygulamalar var. Yine çok iyi hatırlarsın sen; bu anayasal vatandaşlık, anayasal vatanseverlik çok konuşuldu. Niye kayboldu? Çünkü siyaset din, ırk, mezhep üstünden siyaset yaparak kendisine konum elde ediyor, iktidar kazanıyor, para kaynaklarını geçiriyor. Peki bu anayasal vatandaşlık, anayasal vatanseverlik neydi? Din, ırk, mezhebi bırak; insan ve insanı koruyan hukuk üstünden vatanseverliğini, devlete bağlılığını, anayasaya kol kanat germeyi anlat. Bu Avrupa Birliği'nin başlangıcında, AKP'nin başlangıcında bizim çok yazıp konuştuğumuz bir konuydu. Ama din istismarı, ırk istismarı, aynı zamanda mezhep istismarı can suyu olduğu için siyasi iktidara, sadece iktidara değil bütün siyaset kurumuna olduğu için bu konu unutuldu. Aynı zamanda tabii bu çok da önemli bir şey söylüyor; diyor ki: "Toplumun akılcılaşması, insanlaşması ve demokratikleşmesi görüşü salt insan türüne özgü iletişimsel yetkinliğinin doğasındaki akılcılık potansiyelinin kurumsallaştırılmasıdır." Yani Türkiye hem bu savaşı konuşuyor ama bu savaşlardan hırpalanmayacak; aynı zamanda enerji kaynakları yani petrolü ve doğalgazı bu kadar dışarı bağımlı hale gelmiş bir ülkenin, zaten çok kırılgan... Emeklilerine 1 lira daha fazla para veremedi ya! İçeride iç meselesini götüremiyor. Ne oluyor Kürt meselesi? Şimdi bu söylenen anayasal vatandaşlık yani hukuk üstünden bu ülkeyi sevmek, eşitlik üstünden sevmek, huzur üstünden sevmek, adalet üstünden sevmek, vicdan üstünden sevmek üstüne bir yönetim anlayışı yerine din istismarı, ırk, mezhep istismarı üstünden gitme, diyor. Onun için bu savaşla birlikte aslında bütün açık taraflarımızı görüyoruz.

Ruşen Çakır: Peki, şöyle toparlayalım. Bu savaş uzayacağa benziyor. Uzadıkça herkesin kaybı artacak herhalde değil mi, Türkiye dahil?
Mehmet Altan: Şimdi bu konuşmanın özeti olarak şunu söyleyeyim: Kürt meselesi hallolmazsa bir şekilde Orta Doğu huzur bulmaz. Sykes-Picot 1916'larda Kürt halkını dört ayrı ülkeye bölmüşler ve bu huzur bulmamızı engelleyen bir şey. Bunun bir şekilde demokratik usullerle çözüme gitmesi lazım. Şimdi mesela ne oldu? Hiç konuşulmuyor bunlar değil mi? Sustular. Suriye'de ne oldu Kürt meselesi? Bakan yardımcısı kim oldu?

Ruşen Çakır: Sipan Hemo.
Mehmet Altan: Türkiye'de duyuyor muyuz? Hiçbir yerde duyuyor musun yani resmî ağızlarda? Ne oldu? ‘‘Şöyle oldu, böyle oldu, insanlarımız öldü, bilmem ne oldu’’ falan filan. Demek ki iyi okuyamadığın vakit... Şimdi mesela burada ayda bir program yapıyoruz, her seferinde bunu yapma kardeşim; söylediklerimiz hep aynı şey. Ya hukuk, mahkeme... Sen gidiyorsun geliyorsun bakıyorsun; ben gittim perşembe günü gördüm ya, bu kadar hukuk tepelenmez bir ülkede ya! Mahvolur. Ekonomi tepelenmez. Yani enflasyon yükselirken faiz indirilmez. Bunlar artık A’sı B’si söylenmeyecek kadar sıradan bilgiler. ‘‘Bunları yapma, perişanlık olur’’ diyorsun; tersini yapan bir irade var, hepimizden güçlü. Peki ne oldu Suriye'de? Başarıya erişti mi? Şimdi bir bu, Kürt meselesi. İkincisi, şimdi anlatmaya çalıştığım, özetlemeye çalıştığım petrolün egemenliği. Üçüncüsü, sırf Kürt meselesi demek doğru değil; ben tuttum oturttum baktım, ya Kürtlerin bölündüğü ülkelerin toplam dünyadaki nüfus oranı %1,5 - 2, üretim 1 civarında filan, 1’i biraz geçiyor. Buraların bir şekilde gül bahçesi haline dönüşmesi lazım, yani mezbele olmaktan çıkması lazım.

Ruşen Çakır: Abi nasıl yapacaksın? İran'ı, Irak'ı, Suriye'yi, hepsi...
Mehmet Altan: Bu tabii ki bir anda olmuyor ama bu huzur bulma meselesi. Sen diyorsun ya "Bu savaş uzun sürecek" diye; savaş dursa da devam eder, onu söylemeye çalışıyorum. Bu huzur olmaz burada. Huzur olması için bunlar lazım. Bu toplumlar böyle bir azarlanacak çocuk değil ki; onun doğası var, DNA'sı var, fikri var, zikri var, refleksi var bilmem nesi var. Ama yönetimlerin becerisi bu süreci hızlandırır, faturayı düşürebilir. Özü itibarıyla çok çabuk değiştiremez ama bu tehlikeleri onun için bu kadar konuşuyoruz. Ne işe yarıyor bu konuşmalar?

Ruşen Çakır: Hiçbir işe...
Mehmet Altan: Hayır, tespit olarak. Ama işte bak ne oluyor, Suriye ne oldu? Konuşamaz hale geliyorsun. İlk söylediğinle son söylediğin arasında bu kadar mesafeyi engellersin. Çünkü ne? ‘‘Rasyonalite sırf insanda vardır’’ diyor Habermas. Şimdi bu kadar. Bu dönemden bazı şeyler kalacak: Doktor dövmekle övünen kadın kalacak, Boğaziçi'nin kapısı kırıldı kelepçe koydular bu kalacak. Mehmet Şimşek, bir hazineden sorumlu Maliye işte Ekonomi Bakanı'nın görevi devralırken "Rasyonel politikalara dönmekten başka çaremiz kalmadı" lafı olağanüstü bir laf ya! Bu kadar. Yani en önemli bakanlığa gelen birisi, kendinden önceki dönemdeki akıl dışı, bilim dışı, iktisat dışı bir uygulamanın olduğunu kayda geçiyor. Bunları yapmadığın vakit... Tabii ki senin söylediğin gibi bir anda bunlar gül bahçesi olmayacaktır ama kendi ülkenin refahını, huzurunu, güvenliğini, geleceğini korursun. Bu açıdan bunlar önemli konuşmalar.

Ruşen Çakır: İyi o zaman, kaldığımız yerden Nisan ayında devam edelim.
Mehmet Altan: İnşallah. Bir şekilde daha iyi bir ortamda, daha umutlu, daha geleceğe iyi bakan... Herkese iyi bayramlar diliyoruz. Ve bayram dileğim şu: Bu bayram onları inşallah umut ettikleri, yaşamayı hayal ettikleri bayrama yakınlaştırmaya vesile olsun.

Ruşen Çakır: Amin diyorum. Evet, ‘‘Türkiye'nin Gidişatı’’na burada noktayı koyuyoruz. Profesör Mehmet Altan'a çok teşekkürler.
Mehmet Altan: Ben de teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.03.2026 Milli Görüş’ten geriye ne kaldı?
21.03.2026 Beyaz Toroslu savcı ve “devlette devamlılık esastır”
20.03.2026 Akın Gürlek’in malvarlığı tartışmasında son durum: Kim haklı?
19.03.2026 19 Mart’ın birinci yılı: Kim ne kazandı, ne kaybetti?
18.03.2026 “Varsa bir belgesi gitsin yargıya”
17.03.2026 İBB davası sertleşiyor
16.03.2026 Mehmet Altan ile Türkiye’nin Gidişatı (18): Savaş uzarsa neler olur? | İBB davası ve hukuk
16.03.2026 Ekrem İmamoğlu’nun zorlu sınavı
15.03.2026 Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü
15.03.2026 Diyelim ki Kürt devleti kuruldu…
22.03.2026 Milli Görüş’ten geriye ne kaldı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı